Havada kalan sözler!

 

Milliyet gazetesinin başlattıkları “Baba beni okula gönder” ve Hürriyet gazetesinin “Aile içi şiddete son” kampanyasını kutlamak gerekir. Güzel bir düşünüş. Birincisi Türkiye için geçerliyken, ikincisi gerçekten evrensel bir sorun.Aile içi şiddeti tartışmak veya konuşmak üzere Hamburg`da bir toplantı düzenlenmiş. Bu toplantıya çeşitli dernek parti temsilcileri, psikologlar ve milletvekilleri iştirak etmişler. Sırası gelen bu konuda kendi düşüncelerini ifade etmişler. Şimdi bu söylenen sözleri birer birer analize edip bir açıklık getirmeye çalışalım:

Hamburg Belediye Başkanı Ole von Beust aile içi şiddetin bir suç olduğunu, bu bilincin topluma ulaştırılmasının önemine işaret etmiş. Söz doğru, ama bunu topluma kim ve nasıl ulaştıracak. İşin püf noktası burada. Bu konuşmaları gazeteden okuyan unutup gidecek ve şimdiye kadar yaptığına devam edecek.

Senatör Schieber-Jastram ise konuşmasında şöyle demiş:” Şiddet çeşitli nedenlerden dolayı farklı çehreler alabilir, ama şiddet şiddettir ve ulus farkı yoktur.” Anladıksa Arap olalım! Bu cümle şiddetin çözüm yolunu göstermiyor ki, toplum veya oradaki dinleyiciler bir sonuç çıkarsın. Elbette ki Amerikalının attığı dayak veya kadına kullandığı şiddet bir Türk`ten veya Alman`dan farklı değil. Biz bir kriminal polis gibi çehre aramıyoruz ki!

Gelelim Avrupa milletvekili Vural Öğer`e: O da şöyle diyor:”Konuyu tabulaştırmadan üzerinde konuşmalıyız”  Ne demek tabulaştırmamak?  Sözcüğe bakıyoruz; “tabu” sözcüğünün yasaklanarak korunan, nesne, sözcük, davranış anlamına geldiği görüyoruz. Peki bu şiddeti biz şimdi tabulaştırmazsak, yani bir yasa ile yasaklamazsak veya cezalandırmazsak, nasıl bunun önüne gececeğiz?  Yani erkeğe nasıl bunu anlatacağız?  Bu şiddet Adem ile Havva`nın yeryüzüne inmesinden beri var. Hele hele biz de bir gelenek haline gelmiş. Şiddet kullanmayana erkek demiyorlar!

Başkonsolos Etçioğlu ise şiddetin toplumun her sosyal katmanında yaşandığını dile getirmiş. Bunu da biliyoruz. Bu bizler için yeni bir şey değil ki? Evet, doğrudur, şiddet her tabakada görülmektedir. Bunu bilmek bizi çözüme götürmüyor ki!

Hürriyet İletişim Koordinatörü Temuçin Tüzecan şunları söylemiş: “Aile içi şiddet eğitim düzeyi, siyasi görüşü ne olursa olsun her yerde görülen bir durum” Bunu da biliyoruz. Cahili karısına ve çocuklarına şiddet uyguluyorsa, doktoru da, mühendisi de, avukatı da aynı şekilde bu şiddeti uygulamaktadır. Bunun zaten üniversite yapmakla hiçbir ilgisi yok ki! Aynı şekilde nasıl bir köktendinci karısını eşek sudan gelinceye kadar dövüyorsa, bir sosyalist veya komünist de aynı şekilde yapacağını yapıyor.

Milletvekili Dr Lampe, Avrupa`daki kadın hareketi hakkında bilgi vererek aile içi şiddetin kurbanlarının daha çok kadınlar olduğunu hatırlatmış. Bir yaşımıza daha bastık! Yav, şiddetin kurbanlarının ilk çağlardan beri kadınların olduğunu bilmeyen yok ki! Kaçırılan, tecavüz edilen, dövülen onlar değil mi?

Evet, havada kalan bu sözlerden sonra yine de toplumun bu kanayan yarasına “aile içi şiddet`in “ çözümüne bir care bulmalıyız. Bunun için iki türlü senaryo yazabiliriz.  Birincisi, olumsuz, ikincisi ise olumlu. Olumsuza bir örnek var: “Sen ne desen, ne yapsan boş/Hancı şarhoş, yolcu şarhoş. Olumlu senaryo ise eğitim düzeyini yükseltmektir. Eğitim olmadıkça, “böyle gelmiş böyle gider” zihniyetiyle büyüyen ataerkil toplumda istediğiniz kadar toplantı yapın, yukarıdaki güzel önerileri getirin aile için şiddet bitmez. Hem ayrıca adı üstünde; aile içi şiddet! Nasıl bu tür toplantılarla, konuşmalarla aile içi şiddete mani olunacak? O zaman her eve birer kamera konulup, ailede geçen olayları anında tespit edelim! Bu da olmayacağına göre, burada kala kala eğitim kalıyor. Yılmadan, usanmadan, boş laflar yerine, toplumun anladığı dilde çağdaş anlayışla şiddetin artık 21. yüzyılda yeri olmadığını anlatmak.  Eğitim, eğitim ve yine de eğitim! Bakınız bunu Ziya Paşa`mız nasıl dile getiriyor: “Sen de var ise eğer hamiyet/ Tahsiline eyle sarf-ı himmet”.

 

Dr.med. Yüksel Cavlak ADK Başkanı Almanya

Dr. jur. Hüseyin PEKİNADK Başkan Yard.İsviçre

 

 

24