|
Biz etkinlik diyince ilk aklımıza cami yaptırmak, kuru kuruya bir okul yaptırmak gelirken, yabancın aklına etkinlik diyince daha olumlu daha faydalı işler gelmektedir. Hâlbuki bizim onlardan, düşünce bazında, bir farkımız yok. Fakat nedense düşünemiyoruz. Yoksa Descartes`in Düşünüyorum o halde varım sözü bize de ters mi işliyor? Her neyse! Avrupa`da Weihnachten- Yortu, yani Aralık ayı yaklaştı mı, sosyal yardımlaşmalar da kendini göstermeye başlarlar. Geçenlerde RTL adında bir özel televizyon kanalı, Endonezya`da ki fakir çocuklara yardım kampanyası başlattı. Tanınmış kişileri ekranda yarıştırdı ve bunlar yaklaşık 2 milyon Euro kazandılar. Birde buna dışarıda yapılan bağışlarda eklenince oldukça yüklü bir meblağ ortaya çıktı. Almanların Ein Tropfen auf den heissen Stein- oldukça az dedikleri gibi, miktar küçük, ama düşüncesi anlamlı ve büyük! Bizde de sayısız özel kanallar. Var, ama nedense böyle bir etkinlik yapmak akıllarına gelmez! Afrika`da, Endonezya`da ne kadar fakir fukara varsa, bizde de o derece yardıma muhtaç insanlar var.Yardım ne yurtdışından ne de yurtiçinden gelir sayısız zenginlerimiz olmasına rağmen!... Para isteme benden soğurum senden sözüne tam sadık herhalde onlar!.. Diğer düşündürücü bir konu da şu: Yerel bir gazetede şöyle bir haber vardı:Bir hastanede hemşire olarak çalışan Filipinli bir hemşire Ormanda yaşayan Aeta yerlilerinin çocukları için kolları sıvıyor. Haensel und Gretel adlı okulda çocuklar öğreniyorlar, yiyip içiyorlar vs. Bu yardımlaşma UNSECO tarafından da destekleniyor. Bu Filipinli hemşireye 2001 yılında Alman yetkileri en yüksek olan Bundesverdienstkreuz ödülünü vermişler. Takdir edilecek bir etkinlik. Gazetede bir örnek gösterilmiş; 8 çocuklu 36 yaşındaki kadın. Eşi ölen bu kadın çocuklarıyla birlikte kerpiçten yapılmış ve üstü palmiye yapraklarıyla örtülü bir kulübede kalıyor. Kulübesinde de 2 kilo pirinç ve bir şişe hurma yağı bulunmaktadır. Bu Filipinlerde bir ormanda yaşayan binlerce aileden birisidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir fındıkkabuğunu bile dolduramayacak kadar küçük bir yardım. Fakat büyük insani bir yardım!... Bu haberi okurken, resimlere bakarken, gözümüzün önüne Türkiye Cumhuriyeti geldi! Uzaklara gitmeye ne gerek var ki... Milyonlarca insan açlık sınırının altında ve biraz üzerinde yaşamaktadırlar. Anadolu `nun birçok köylerinde tezekten yapılmış kulübelerde yaşayan insanlarımız var. Okula gidemeyen çocuklar, sokakları dolduran kimsesiz çocuklar var her yörede. Bırakınız aç yatıp kalkmayı, hastalanınca, onları doktora ulaştıracak ne yol var ne de ceplerinde para! Bu Türkiye`deki madalyonun en açıklı yüzü. Öbür yüzüne bakıyoruz, içimiz öfkeden burkuluyor. Bir kesim ki oldukça fazla, paranın nereden geleceğini bilememekte, diğer bir azınlık ise öylesine kazanılan paranı nereye koyacaklarında kararsız! Genç bir kadınla birlikte olmak için, onlarca trilyon verip karısından ayrılan, bir akşam yemeğinde şampanya patlatan, sevgilisi için milyarları bulan katı veya en lüks arabayı alan kişilerle dolu. Avrupalı olacağız, Batılaşacağız diye bas bas bağırırken hiç mi aklımıza iyi bir etkinlik yapmak gelmez? Emperyalistler diye Batılıları eleştiriyoruz, ama bir de bu tür etkinliklere de açıklar. Almanya`da çalışan bir Filipinli hemşire bunu düşünebilirken, 45 yıldır Almanya`da yaşayan bizler düşünemiyoruz. Gazetelerde birçok tanınmış, işadamlarından haberler çıkıyor. Hiç birinin kalkıp da böyle bir etkinlik yapmak aklının ucundan bile geçmiyor. Bakıyoruz da, çocuksuz politikacı olsun, zengin iş adamı olsun yahut ta fakirlikten kurtulup çok zengin olmuş insanların ortak bir paydası var; o da şu: Tek bir muhtaç çocuğa el uzatmamak! Acaba bu göre gör mü oluyor, yoksa akıllarına mı gelmiyor? İlada Mustafa Kemal gibi yapıp manevi evlat edinmek şart değil. Giyim kuşam konusunda ve eğitim için gerekli maddi yardımlar da yapılabilir. Peki, bu 51 yaşındaki hemşire bizden veya politikacılardan daha mı akıllı? Bu hemşire bizden daha mı çok ülkesini seviyor? Galiba öyle!.. Biz milyonlarımızı halk olarak ya camilere yatırıyoruz, ya da zengin olarak Cayman adalarına depo ediyoruz. Dahi diyelim ki, zengin işadamları kendi dertlerine düşmüşler. Ya sivil toplum dernekleri? Onlar neyin derdine düşmüşler? Doğruyu söylemek gerekirse, kişisel popülizm derdindeler. Yurtiçinde ve yurtdışında dernekler, Federasyonlar, Akademiler kuruyorlar. Konuşuyorlar, ödüller dağıtıyorlar vs. Yardımlaşma, bağış kampanyası veya bu hemşirenin başlatmış olduğu etkinlik gibi girişimler gibi fikirler akıllarına gelmiyor mu? Gelmiyor herhalde!... Biliyorsunuz, bu işler gönül işi, yürekten gelmeli... Fazla söze ne gerek var. Sevgili Yunus Emre`mizin şu dörtlüsü ile bizlere seslenişine kulak verelim ve de dediğini yapalım yeter: Bir hastaya vardın ise/ Bir için su verdin ise/ Yarın onda karşı gele/ Hak şarabı içmiş gibi. Ve de hiç hatırdan çıkarılmamalıdır ki, yaşamak başkalarını da yaşatmakla anlam kazanır ancak
Dr. Yüksel Cavlak Almanya Dr. Hüseyin Pekin İsviçre
|