|
Bye by-güle güle entegrasyon, wellcome- hoşgeldin asimilasyon!..
Yıllardan beri, Almanya`da yaşayan yabancılar, özellikle Türkler için büyük paralar harcanarak uyum desteklendi veya desteklenmeye çalışıldı. Fakat bütün çabalara rağmen bir türlü hedefe ulaşılamadı. Göçün başladığı 1961`den bu yana geçen 45 yıl içinde, Almanya`ya çalışmak için gelen Türklerin sayısı her geçen gün artarak 2,5 milyonu buldu. Başlangıçta Almanya`da ne uyum (entegrasyon) ne de uyumsuzluk (asimilasyon) diye bir konu vardı. Yoktu çünkü bu her ki sorundan daha önemli olan bir sorun vardı ki, o da Alman ekonomisinin kalkınmasıydı. Bunun için buraya gelen Türk işçilerinin ne edindikleri meslek ne eğitim derecesi ve ne de Almanca dilini bilmeleri soruluyordu. Önemli olan, vücutça sağlam ve sağlıklı olmalarıydı. Türk işçileri gerek beraberinde getirdikleri gerekse geride bıraktıkları ailelerini geçindirmek için geceli gündüzlü çalıştılar Tarzancı Almancalarıyla. Ne zamana kadar? Ya emekli ya da vücutça işe yaramaz hale gelinceye kadar! Elbette ki akıp giden yıllar arkada bazı izler bırakacaktı. Bazıları da emekli olamadan yolun yarısında sosyal yardıma muhtaç kaldılar. Arkadan yetişmekte olan ikinci ve üçüncü kuşakta göçmen ordusunun arkasına takılmış oldu. Yani 7`den 70`e kadar Almanya`da yaşayan her Türk bu 2,5 milyonun içinde. Son 10- 15 yıl içinde Almanya`da başlayan ekonomik çöküntü, başlangıçta her iki devlet tarafından dikkat edilmesi gereken bazı konuların yavaş yavaş su üstüne çıkmasına neden oldu. Nedir bunlar? Aile birleşimi, genç kuşakların eğitimi, işlerini kaybedenlerin sosyal yardım almaları, fırsatı ganimet bilen bazılarının 2,5 milyon Türk`ü çeşitli yollara yönlendirmesi vs. Bir de bunlara ki en önemlisi vatan hasretinin yavaş yavaş ortaya çıkması. İşte bu sorunların meydana çıkmasıyla birlikte, uyum veya uyumsuzluk konuları da söz konusu olmaya başladı. Alman toplumunda da zamanla, işsizliğin veya ekonomideki gerilemenin yabancılardan kaynaklandığı düşüncesi yayılmaya başladı. Almanya`da gittikçe artan ırkçılığın hedefi de Türkler olmuştur ki, sık sık basına yansımaktadır bu gibi olaylar. Birdenbire göze batmaya başlayan Türk işçileri, sanki bu 45 yıl içinde Alman toplumuna uyum sağlamamış da, onun için bütün bu olumsuzluklar meydana gelmeye başlamış gibi senaryolar yazılmaya başladı. Türk toplumu Alman toplumuna uyum sağlayamıyor. Ya uyum sağlar ya da gider! gibi feryatları basında okuyoruz. 2,5 milyon Türkün yaşadığı Almanya`da uyum için yetkililer şimdiye kadar neler yapmışlardır? Alınan bütün önlemler yüzeysel. Almanya`nın Hessen eyaletinde alınan karar ise, uyumun tam tersi yani asimilasyonun başlatılması. Türk çocuklarına anaokulunda Türkçe konuşmak yasağı getirildi. Hani anadilini öğrenen yabancı bir dili daha çabuk öğreniyordu? Demek ki bu kuram da yerine göre değişiyormuş!.. İyi güzel de bu nasıl hayata geçirilecek. Bir anaokulunda Türk çocukları sayı itibariyle çoğunluktaysa, Almancayı nasıl konuşacaklar? İlkokulda durum aynı değil mi? Orada da çoğunluğu Türk çocukları teşkil etmektedirler. Baştan itibaren yapılan yaşlılıkların faturası Türklere çıkarılmamalıdır. Eğer Alman yetkilileri gerçekten ve yürekten yabancıların yani Türklerin uyum sağlamasını istiyorlarsa, yapacakları tek şey, 45 yıldır bu ülkede yaşayanlara vatandaş gözüyle bakmalarıdırlar. Çifte vatandaşlık problemini çözmeleri gerekmektedir. Hemen hemen devlet içinde küçük bir devlet olan Türk toplumunun anadili olan Türkçe okullarda zorunlu hale getirilmelidir. 45 yıldır hukuk ve ahlak çerçevesinde, yasalara saygılı bir şekilde yaşayan Türkler zaten uyum sağlamış durumdadırlar. 45 yılını yani emekli oluncaya kadar Almancayı Tarzancı bir şekilde konuşarak bitirmişse, bundan sonra Almanca öğrense kaç yazar? Varsın kendi dilini konuşsun, kendi dininin şartlarını yerine getirsin. Uyumu yokuşa tırmandırmanın altında başka bir şey mi yatıyor? Uyum derken, uyumsuzluğun temelleri mi atılıyor? Eğer amaç buysa, o zaman yetkililerin yaptıklarının hepsi doğrudur!... Evet, öyle halele karşılaşabiliyor ki, uyum derken gerçekte arzulanan uyumsuzluk olabilmektedir. Demokrasi, yasa, hukuk gibi yüksek kavramlar da dejenere edilmiyor mu? Döneminde bunu gören ünlü şairimiz Ziya Paşa, noşuna mı söylemiş kanun diye diye kanun tepelendi diye. Kelimelerin sözleri ile ruhları arasındaki uyum ve uyumsuzluğu şair Coşkun Ertepınar da şöyle dile getirmiş: Kelimeler var olgun mevsimler gibi dolgun Kelimeler var korkar kaçarım. Üşürüm, gün yüzlü kelimelerden ısınırım. Kelimeler var ayrılığına dayanamam. Ve eğer insanların tutum ve davranışları iyi niyetle değiştirilmek isteniyorsa, ihtiyaçlar motive edilmelidir.
Dr. Yüksel Cavlak Almanya Dr. Hüseyin Pekin İsviçre
|