|
Gerçeklerden korkmayalım!
Boşuna dememişler Güneş balçıkla sıvanmaz Bu sözle verilmek istenilen mesaj; gerçeği yadsıma boş bir çabadır. Geçenlerde tam güneş tutulmasını izledik. Kısa bir an için güneş karardı. Fakat bir müddet sonra tekrar kendisini gösterdi. Demek ki hayatta bazı olaylar vardır ki, ne yaparsanız yapınız, onları örtbas etmek mümkün değildir. Mümkün olmadığı gibi, örtülmesi doğruda değildir. Gerçekleri, acı da olsa, konuşmalıyız, tartışmalıyız. Bunları yapmazsak hakikat nasıl ortaya çıkacak? Örtbas etmekle hiçbir yere varamayacağımıza göre, her şeyi açık oynamak zorundayız. Yazının konusu Hürriyet gazetesi`nin tartışmaya açmış olduğu iki konu: 1. Birinci tartışma konusunda Avrupa`da Türk kadını tartışılıyor Bu dizi üç aya yakın sürdü. Türk kökenli Alman Politikacısında tutun psikoloğa, iş kadınına ve dernek başkanlarına kadar pek çok kadına Avrupa`daki Türk kadının durumu soruldu. Birçoğu sorulara, pembe gözlüklerle bakarak ne şiş yansın ne kebap örneği cevap verdiler. Zorunlu evlilik olmadığını, aile içi şiddetin geride kaldığı ifade edildi. İşin ilginç yanı bu dizi sürerken, bir sürü şiddet olayları da gerek görsel gerekse yazılı basında yer aldı ve hala da almakta. Neden böyle? a. Demek ki, sorulara verilen cevaplar pek gerçeği yansıtmadı. b. Çoğu kimse okumadı. Yaptığım araştırmada da bunu gösterdi. c. Aile içi şiddetin ortadan kalkması için bu konu gazetelerde tartışılmaz. Çünkü gazeteyi okuyanlar, ki okuyorlarsa, erkeklerdir. Gelenek ve töreler bilinçaltına iyi çok derin kökler saldığından, bunu gazete okuyarak ortadan kaldırmak imkansızdır ve zamana ihtiyaç gösterir. Alt yapıyı hazırlamadan, yani daha anaokulundan başlayarak okullarda çocuklara eğitim verilmeden, bu aile için şiddeti çözmenin başka bir reçetesi yoktur. Ayrıca Avrupa`daki Türk Kadını Tartışılıyor demekte yanlı olur. Çünkü aile içi şiddet burada kaynaklanmıyor ki? Onlarını geldikler kırsal kesimlerde bu olaylar gündelik alışılagelmiş, babadan oğla aktarılan olaylardır. Bu şiddetin kökü Türkiye`de. Eğer ciddi olarak tartışacaksak, gerçekleri örtbas etmeden, olayın bütününü ele alarak tartışalım, ama açık kartlarla! 2. İkinci tartışma konusu da Türk ailesi tartışılıyor. Ataerkil ve baskıcı mı? Fedakar ve dayanışmacı mı? Bu yeni başlatılan tartışma gündeminde Türk aileleri bahis konusu iken, sorular daha ziyade Alman toplumunun geleceği ile ilgili. Sorulardan bir kaçı: Almanya`da nüfus artışı nasıl sağlanacak? Bu bizi ilgilendiren konu değil ki? Evet, Alman toplumu yaşlanıyor. Genç nesil bilinçli olarak çocuk dünyaya getirmek istemiyor. Çocuk parasıyla, birkaç sosyal yardımla çocuk sahibi olmaya pek olumlu yaklaşmıyor. Ayrıca dünyaya gelecek çocuklarının geleceklerini de pek parlak görmüyorlar. O zaman akla şu geliyor. Almanya`nın genç kuşak ihtiyacını da Türkler mi karşılayacak? Bundan 40 yıl önce 2
işçi ihtiyacını karşıladığı gibi! Almanya`nın bu konuda ne yapması gerektiği, biz Türkleri hiç ama hiç ilgilendirmez. Göç yasası siyasete neden girdi? Tanrı aşkına! Çocuğun göçle ne ilgisi var ki bu soru sorulur? Türkiye`de göç konusu yok, ama nüfus durmadan artıyor. Acep nedendir! Doğum oranını arttırmak için neler yapılmalı? Temsil misal, deniliyor ki, çalışmak isteyen kariyer yapmak isteyen kadınlar çocuk bakım evlerinin, çocuk yuvalarının sayılarının artırılması istiyorlar. Bunu söylerken hiç çocuğun psikolojik durumu göz önüne alındı mı? Görüldüğü gibi sorular tamamen yanlış sorular, eğer gündem Türk ailesini ilgilendiriyorsa. Almanlar Türklerin kalabalık bir aileye sahip olmalarını imreniyorlarmış. Mademki çok çocukluluk iyi bir şey, yuvayı sıcak tutuyor, o zaman neden Almanlar heveslenip de kalabalık bir aileye kendilerini hazırlamıyorlar? Kalabalık ailenin en güzel yanı, sıcak bir yuvanın olmasıdır dendiği zaman akla başka bir soru geliyor; Çocuksuz veya iki çocuklu aileni yuvası sıcak değil mi? Nice çocuksuz veya bir veya iki çocuklu aileler var ki, onların yuvaları kalabalık aileninkinden daha da sıcak. Bundan da anlaşılıyor ki, sayı önemli değil, kalite önemli! Türk ailesi Tartışılıyor gündemine, çocuk konusunda bazı medyada sık sık adı çıkanlar bakınız nasıl cevaplar veriyor: Çocuk zenginlik olarak görülmeli Çiftler geleceğe güven duymalı ve çocuğu zenginlik olarak görüp çocuk yapmalıdır Diyelim ki, gerçekten çocuk zenginliktir. Peki o zaman bu sözü söyleyenin neden çocukları yok? O zaman bu sözü söyleyenin hayatı oldukça yavan! Hele birisi, bir kadın galiba dernek başkanı Ben çalışmayı ön plana aldığım için çocuğum yok derken, nasıl olurda başka kadınlara doğura bildiğiniz kadar doğurun diyebiliyor? Bunun için de Türkçe`de güzel bir söz vardır: Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Alın size iki tane altın gibi nasihat:
Türkiye`de Bülent Ecevit`in, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`in, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ne geleceğe yatırım yaptılar ne de meyve verebildiler. Gelelim Almanya`ya; Eski Başbakan Schröde`e, yeni Başbakan Merkel`e, eski Dışişleri Bakanı Fischer`e ve daha birçoklarına ne demeli? Her şeyden önce Avrupa`da yaşayan Türk ailesini her yönüyle tartışacaksak, gerçekleri ortaya koyarak tartışmalıyız. Türk ailesi ataerkil mi, baskıcı mı, fedakar mı, dayanışmacı mı olduğunu ancak bizler bilebiliriz. Bir yabancı bu konuda herhangi bir fikir sahibi değildir ve olmaması da çok doğaldır. Şimdi geliniz eğri oturup doğru konuşmaya. Bu bize, Hakikati konuşmaktan korkmayınız diyen büyük Ata`mızın öğüdüdür. Bir kere, Çocuk zenginliktir sözü doğu kafasının ürünüdür. Akıl ve gerçek dışılığın, sorumsuzluğun simgesidir. Batı toplumlarında bu deyime küçük, lakin anlamını temelden değiştiren bir ek yapılarak şu şekil verilmiştir.: Çocuk fakirin zenginliğidir. Buradaki fakir sözcüğü ayni zamanda, sorumsuzluğu, akıl ve gerçek dışlılığı da içerir. Ya yazgısı üzerinde en küçük bir etkisi olmayan çocuğun durumuna ne demeli? Onu da ozan Çoşkun Ertepınar iletiyor bize şu dizileriyle: Başına gelecekleri bilmeden büyüyor çocuk, Sanki dalda açılan çocuk Gülüşlerin en güzeliyle gülüyor çocuk Nereden anlasın bir gün bu gülüşler Yaprak yaprak dökülecek. Bundan çıkartacağımız sonuç şu olacaktır: Her şeyin çoğu zarar, azı karar diyen atasözünün gerçekçiliği, doğruluğu. Ve de çocuk sayısının, ailelerin ekonomik gücüne göre sınırlı tutulması kadar, hiç çocuksuz ya d tek çocuklu ailelerin evlat edinmeleri yoluyla, ülke düzeyinde dengeli nüfus politikası izlenmesi.
Dr. Yüksel Cavlak Almanya Dr. Hüseyin Pekin İsviçre
|